İran’ın başkenti Tahran’daki İran Sanatçılar Evi’nde, Yunus Emre Enstitüsü tarafından “Türkiye Kültür ve Sanat Haftası” etkinlikleri kapsamında “Türkiye’nin Yeni Sineması” konulu panel düzenlendi.

Panelde konuşan Zaim, “Acaba biz kendi tarihsel ve kültürel kaynaklarımızı kullanarak yeni bir sinema yaratabilir miyiz?” diye sordu. Türk sinema tarihini değerlendiren Zaim, “Türk sineması, özellikle Yeşilçam; üretim, dağıtım, gösterim ve estetik yönünden kendisine esin kaynağı olarak Amerikan sinemasını seçmiştir” ifadelerini kullandı.

Yeşilçam sinemasının 80’li, 90’lı yıllara kadar dominant olarak devam ettiğini dile getiren Zaim, şunları kaydetti:

“Yeşilçam, Türk televizyonlarında bir şekilde kendini devam ettiriyor. Yeşilçam’a alternatif olarak ortaya çıkan sinemanın da esin kaynaklarını büyük ölçüde Avrupa ve özellikle İtalyan yeni gerçekçiliğinden aldığını belirtmemiz gerekiyor. Buna örnek olarak Yılmaz Güney ve onunla hareket eden yönetmenler Şerif Gören ve Yavuz Özkan’ı söyleyebiliriz. Bu grup kendisini Amerikan sinemasının karşısında konumlandırırken esin kaynağı ‘İtalyan yeni gerçekçiliği’ oldu. Çoğunlukla yaklaşım ve biçim bağlamında İtalyan yeni gerçekçiliği ve onun estetiği temel alınıyor, içine Türkiye içeriği boşaltılıyordu. Bu mekanizma tam bir taklit mekanizması mıydı? Olmadığını söyleyenler de var.”

-“Türk sinemasında otantik temsil problemi”-

“Her zaman Türk sinemasının otantik temsil problemi olduğunu düşündüğünü” dile getiren Zaim, şöyle devam etti:

“Referans kaynağı çoğunlukla Amerikan sinemasıdır. Amerikan sinemasının olmadığı durumlarda, Avrupa sineması veya İtalyan yeni gerçekçiliğinin referans olmasının olumsuz bir durum olduğunu düşünüyorum. Alternatif olması öngörülen yeni Türk sineması da çoğunlukla 60’lardan 2000’li yıllara kadar kendisine esin kaynağı olarak Batı sineması ve festivallerini örnek aldı. Bu bir ölçüde biraz önce belirttiğim otantik temsil problemini gündeme getiriyor. Soru şu: Acaba biz kendi tarihsel ve kültürel kaynaklarımızı kullanarak yeni bir sinema yaratabilir miyiz? Bu soru önemli ve tehlikeli bir sorudur. İnsanların ve kültürlerin bu kadar iç içe geçtiği bir çağda böyle bir soru ve bu soruya verilecek cevap eğer sadece kendi tarih ve kültürel kaynaklarımıza faydalanmalıyız olursa insanı yoksullaştırabilir.”

Zaim, “Özetle, bizim kültürel kaynaklarımızdan yararlanarak bir sinema yaratmamızın son derece önemli olduğunu ama bunu yaparken de başkalarını, Avrupa ve Batı sinemasını bir kenara bırakmanın da doğru olmayacağını düşünüyorum” değerlendirmesinde bulundu.

Sinema eleştirmeni İhsan Kamil de Türk sinema tarihine ilişkin bilgiler verdi. Yeşilçam sinemasının yokluklar içinde meydana getirildiğini dile getiren Kamil, yeni Türk sinemasını da filmlerde kullanılan argo ve ahlak dışı konuların işlenmesi nedeniyle eleştirdi.

-Derviş Zaim kimdir?-

Gazimağusa’da 1964 yılında dünyaya gelen Zaim, Boğaziçi ve Warwick üniversitelerinde, sırasıyla işletme ve kültürel çalışmalar eğitimi gördü. Zaim, Yunus Nadi Roman ödülünü kazanan Ares Harikalar Diyarında (1994) adlı kitabından sonra ilk filmi Tabutta Rövaşata’yı (1997) çekti. Yurtiçi ve yurtdışında birçok ödül kazanan bu filmi, yine benzer biçimde, prestijli birçok ulusal ve uluslararası festivallerden başarıyla dönen Filler ve Çimen (2000), Çamur (2003), Cenneti Beklerken (2006), Nokta (2008), Gölgeler ve Suretler (2011) ve Devir (2012) adlı uzun metrajlı kurmaca filmleri ile Paralel Yolculuklar (2003-Ortak yönetmen: Panicos Chrysanthou) adlı belgeseli izledi.

Derviş Zaim, halen, çeşitli üniversitelerde sinema konusunda ders veriyor.