kamera savaş

Albert E. Smith ve F.Stuart Blackton 1897 yılında New York’ ta ortaklaşa “American Vitagraph” şirketini kurdular. Genç ortaklar başlangıçta Vaudeville gösterisinin bir parçası olarak Edison’ un filmlerini gösterirken, yetenekli bir mühendis olan Smith çok geçmeden kendi kamerasını ve projeksiyon makinesini yapmış ve ikili böylece prodüksiyona başlamıştır.
1898 yılında Smith ve Blackton kameralarını İspanyol- Amerikan savaşını görüntülemek üzere Küba’ ya götürmüş, uzun yıllar bunun savaşa götürülen hareketli film kameralarının ilk örneğini teşkil ettiği düşünülmüştü. Ancak 1897′ de Türk- Yunan savaşında ve bir yıl sonra Sudan’ daki Omdurman muharebesinde çektiği görüntülerle İngiliz savaş muhabiri Frederic Villiers’ in bunu yapan ilk kişi olduğu daha sonra anlaşıldı.

Smith, kendi yazdığı biyografisinde Küba’ daki çatışmaları tatmin edici bir şekilde çekmenin ne kadar zor olduğunu ve New York’ a döndüklerinde en mühim olan Santiago Körfezi muharebesini tümüyle kaçırmış olduklarını farketmelerini anlatıyor:

Ofise döndüğümüzde başımızın belada olduğunu anlamıştık. Vitagraph’ ın Santiago Körfezi muharebesini filme aldığı New York’ ta kulaktan kulağa yayılmıştı. Ardarda telefon edenlere filmi henüz banyo etmediğimizi, elimizde ne olduğundan emin olmadığımızı ve filmlerin laboratuar işlemlerinden sırayla geçmesi gerektiği için bir müddet ortaya çıkamayacağını anlattık. Oturup birbirimize baktık: Bu çıkmazdan nasıl çıkacaktık? İşleri çok iyi gitmeyen Vitagraph burada geri adım atabilecek durumda değildi.

Blackton sahte bir deniz savaşı kurmamızı önerdiğinde ben ona çılgın olduğunu söyledim. Ama dakikalar geçtikçe fikir giderek daha cazip görünmüyü başladı. Niye olmasın diye düşündüm.

O sırada New York’ taki sokak satıcıları Amerikan ve İspanyol donanmasından gemilerin büyük fotoğraflarını satıyordu. Herbirinden birer takım alıp savaş gemilerini kestik. Ressam olan Blackton’ ın çerçeveli bir tualini ters olarak bir masanın üzerine koyduk ve 2,5 cm’ lik su ile doldurduk. Kestiğimiz gemi resimlerini suda dik durdurabilmek için yaklaşık 5- 6 santimetrelik tahta parçalarına çiviledik. Böylece her geminin arkasında küçük birer ‘raf’ oluşmuş oldu ve bu raflara 3’er tutam barut koyduk: Bu boyutta büyük bir deniz savaşı için fazla olmadığı kanaatindeydik.

Fon için Blackton mavi renkli bir kartonun üzerine birkaç beyaz bulut boyadı. Bu sığ koyda huzurlu bir şekilde oturan gemilerin her birine doğru zamanda ve doğru sırada kameranın önünden çekmek üzere ince birer iplik bağladık.

Kurduğumuz sahneye duman üfleyecek birine ihtiyacımız vardı, ama sırrımızın öğrenilmemesi açısından çok yakın çevremizin dışına çıkamazdık. Bayan Blackton’ u çağırdık ve kadınların sigara içmediği o dönemde sigara içmeye gönüllü oldu. Yardımsever bir ofisboy da bir puro deneyeceğini öyledi. Miktarı arttırmak için bizce uygundu.
Bir pamuk parçasını alkole batırıp, kameranın algılayamacağı kadar ince bir tele bağladık. Masanın kameradan en uzak kısmının arkasına gizlenen Blackton bu telle barutları ateşledi ve savaş başladı. Bayan Blackton öksürükler arasında sigarasını içip dumanıyla güzel bir pus yarattı. Jim onunla zamanlamasını öyle ayarlamıştı ki eşi dumanı yaklaşık olarak patlamanın olduğu anda üflüyordu. Ne kadar cesur da olsa Bayan Blackton barutun her patlamasında kaçıyordu. Jim de onun dönmesini bekleyip bir sonraki barutu ateşliyor, Bayan Blackton da dumanı üflüyor, tekrar kaçıyordu. Bayan Blackton’ un kaçışı ile dönüşü arasında geçen zaman karşılıklı hızlı ateş yapmasını engelliyordu. Bunun gerçek savaşta olacağı gibi olmadığını biliyorduk, ama aldatmacaları tartabilecek konumda değildik.

Masanın öbür tarafındaki delikanlının durumu daha kötüydü- puro ona ağır gelmişti, ama askeri bir disiplinle mevkiini terk etmedi. Aramızda en meşgul olan Blackton’ du. Bir yandan patlamaları gerçekleştiriyor, bir yandan gemileri çerçeveye çekiyor bir yandan küçük dalgalar yapıyordu.
Perdede gördüklerimiz bizi çılgınca heyecanlandırmadı desek yalan olur. Puslu, dumanlı ortam ve ‘top’lardan gelen ateşler sahneye inanılması güç bir gerçekçilik sağlamıştı. O zamanın film ve merceklerinin teknolojik olarak fazla gelişmemiş olmaları maketimizin ilkelliğini gizlemeye yardımcı oldu ve sadece 2 dakikalık bir sekans olduğu için kimse pek inceleyemedi.
O zamanlar için bir aldatmaca olmuş olsa bile kullanılan ilk maket olarak modern filmciliğin özel efekt tekniklerinin atasıydı.

Pastor’s ve Proctor’ un iki salonu bir kaç hafta boyunca tam kapasite seyircilerle doldular. “ Santiago Körfezi Muharebesi” ve 30 dakikalık “ Küba’ da Bizim Çocuklarla Omuz Omuza Savaşma” filmlerinin yarattığı heyecanı gördükçe Jim ve benim çektiğimiz vicdan azabı da giderek azaldı. New York’ taki hemen hemen tüm gazeteler bu gösterimler hakkında yazı yazıp, Vitagraph’ ın bu iki tarihi olayı belgeleyebilmekteki başarısından bahsettiler.

Kaynak: Imagining Reality: The Faber Book Of Documentary
Kevin Macdonald- Mark Cousins
Çeviren: Peri Johnson
Alıntı yapılan site: http://www.bsb.org.tr/yazilar/kamerayi_savasa_goturmek.html


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.