Işık nedir

Işık, bir noktadan her yöne yayılan elektromanyetik radyasyon olarak tanımlanabilir. Atomun çok küçük parçacıklarının dalgalanarak yayılması da diyebiliriz. Hem ışık hem de ısı, elektromanyetik olarak bilinen enerjinin farklı şekilleridir. Elektromanyetik ışınımının tüm farklı şekilleri uzayda enerji dalgaları şeklinde hareket ederler. Bu, suya atılan taşların oluşturduğu dalgalara benzetilebilir. Bu dalgaların nasıl farklı dalga boyları olabiliyorsa, elektromanyetik ışınımında farklı dalga boyları olur. Bu dalgalanmalar düz bir çizgi halinde değil, helezonik dalgalanmalar şeklinde olur. Helezonların yükseklikleri arasındaki mesafe, o ışık türünün dalga boyunu ve niteliğini belirler. Dalga boyu kısa olan ışıklar güçlü (örneğin gama ışınları), uzun olan ışıklar ise zayıf ışıklardır (örneğin radyo dalgaları). Bu nedenle gama ışınları öldürücü iken radyo dalgalarının bize hiçbir etkisi olmaz. Evrendeki bütün ışık türlerinin hızı aynıdır. Işık dalgaları iletici bir nesneye (iletken) gereksinim duymadan boşlukta ilerleyebilirler. Bu da saniyede yaklaşık 300.000 Km. dir. Işığın hızı hep aynıdır ama frekans denilen dalgalanma sayısı değişir.

Işığın tamamının gözümüz tarafından algılanması mümkün değildir. Işığın, gözümüzün gördüğü kısmına “görülebilir ışık tayfı (Visible light)” denir. Bu bölge yaklaşık 400 nm-700 nm dalga boyu ile sınırlıdır.1 nanometre, metrenin milyarda birine eşittir ve ışığın dalga boyunu ölçmede kullanılan bir uzunluk birimidir. Görülebilir ışık tayfı elektromanyetik spektrum içerisinde çok dar bir alanı kapsar. Bazı hayvanlar ise insan gözünün görebildiği ışık tayfından daha geniş bir tayfı görebilir. Mesela baykuş kırmızı ışığın ötesindeki kızıl ötesi ışığı, bir arı morötesi ışığı da görebilir. Kedi ve köpekler ise siyah-beyaz dışında başka renk göremezler. İnsan gözü üç ana renge karşı daha çok duyarlıdır. Bunlar yeşil, mavi ve kırmızıdır. Bu renklerin içinden de en çok yeşil renge karşı duyarlıdır ki;beyaz ışığında %59’u yeşil renkten oluşmaktadır. Televizyonculukta bu üç temel renk RGB (Red-Green-Blue) olarak tanımlanır. Gördüğümüz görüntü aslında çok kısıtlıdır. Öyle ki göze giren ışığın ancak %10’u alıcı hücrelere ulaşır. Çoğu yansıtılır veya gözün diğer kısımlarında emilir. Bulunduğumuz ortamda gözlerimizin görmediği, dolayısıyla hiç farkında olmadığımız milyonlarca ışınla iç içeyizdir.

tayf

Halbuki göz bütün ışık çeşitlerini algılayacak olsa dış dünya son derece karmaşık ve anlaşılmaz olurdu. Dünyaya inen bütün kozmik ışınlardan göz gözü görmeyecek, dahası insanlar ve cisimler farklı sıcaklıklara göre değişik zamanlarda farklı renklerde görüneceklerdi. Etrafımızı X ışınları gibi görmüş olsaydık tüm çevremizdeki görüntüler iskelet şeklinde olurdu. Böyle bir görüntünün de insana hiç zevk vermeyeceğini herkes tahmin edebilir. Peki görülebilir alanın dışında kalan ışınlar ne işe yarıyor? Örneğin; kızılötesi ışınlar ısı enerjisi taşırlar ve dolayısıyla Dünya’nın ısınmasını sağlarlar. Yani onlar da ,yaşam için en az görülebilir ışık kadar zorunludur ve Güneş, tam da bizim için gerekli olan bu ışınları yaymak için yaratılmıştır.

“Kameramanlık Mesleğine Giriş” kitabından özetlenerek alınmıştır.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.