Amerikalı Efsanevi yönetmen Stanley Kubrick, Z kuşağı tarafından pek bilinmese de dünyanın en iyi yönetmenlerinden birisidir. 26 Temmuz 1928’de New York’ta doğdu.

Gençlik yıllarında fotoğrafçılık, müzik ve satrançla ilgilendi. Hatalara tahammülü olmayan mükemmeliyetçi  bir yapısı olan Kubrick, kariyerine New York’ta ‘Look’ dergisinde amatör fotoğrafçılık yaparak başladı. Çok kısa bir sürede Look dergisinin profesyonel çalışanı oldu. Bu süre içinde sinemayla da ciddi derecede ilgilendi. Look dergisinde çalışma hayatına devam ederken 1948 yılında ünlü boksör Walter Cartier’in bir gününü fotoğrafladı. Yaptığı bu fotoğraf çalışması 1949 yılında dergide hikâye şeklinde yayınlandı. Kubrick bu hikâyeyi daha farklı anlatabileceğini düşünerek yönetmenliğe adım attı.

Ve belgesel niteliğinde olan, ünlü boksör Walter Cartier’in bir gününü konu alan, siyah beyaz  yapılan ‘Day of the Fight’(1951) filminin yönetmenliğini ve yapımcılığını yaptı. Bu ilk filminde esrarengiz bir etki yaratmayı başardı.

Stanley Kubrick kamera başında

1953 yılında Fear and Desire (Korku ve Arzu) filmini çekti. Arkadaşlarından ve akrabalarından borç alarak çektiği bu film Kubrick’in ilk uzun metrajlı filmi olma özelliğini taşır. Kubrick filmin yönetmenliğini, yapımcılığını, kurgusunu kendisi yaptı. Filmde Hayali iki ülke arasındaki savaş anlatılmış ve düşman tarafında mahsur kalan 4 askerin hikâyesi ele alınmış. Film olumlu eleştiriler almadı ve izlenme oranı az oldu. Kubrcik’in bu filmi beğenmediği ve tüm kopyalarını toplatmak için uğraştığı da biliniyor.

1955 yılında ise Killer’s Kiss (Katilin Busesi) filmini çekti. Film bir Amerikan polisiye-suç filmidir. Bir boksörün hikâyesine odaklanılmıştır. Fear and Desire filmine göre daha olumlu eleştiriler aldı. Bu aldığı olumlu eleştiriler onu bir adım öteye taşıdı.1956 yılında The Killing (Son darbe) filmini çekti. Eski bir mahkûmun maceralarını konu alan bu filmle Kubrick Hollywood sinemasının dikkatini çekmeyi başardı. Film büyük beğeni topladı. Bu film aynı zamanda Kubrick’in ilk stüdyo filmi olma özelliğini taşır. Kubrick çektiği filmlerle sinema tarihine yön veren bir yönetmen. Yönetmenlik zekası ve üstün becerisi onun filmlerinin ölümsüzleşmesine neden oldu.

1957 yılında çektiği   ‘Paths of Glory’ (Zafer yolları) ve 1960 yılında çektiği  ‘Spartacus’ filmiyle kendini iyice ispatladı.

1960 yılında Lolita filminin çekimleri için İngiltere’ye gitti ve yaşamının geri kalanını burada sürdürdü.1962 yılında İngiltere’de Lolita filmini çekti. Filmde; Edebiyat dersi vermek için Amerika’ya giden, orta yaşlarda bir İngiliz profesörün, kaldığı pansiyondaki evin kızına âşık oluşunu ve ona yakın olmak için kızın annesiyle evlendiğini konu alıyor.  O dönemde sinemada sansür etkili olduğu için film Katolik kilisesi tarafından büyük tepki çekti ve bir süre gösterilmedi.

1964 yılında Fantastik bir film olan ve Amerikan Askeri birimlerinde görevli olan bazı önemli kişilerin yaptıkları yanlışlardan dolayı nükleer bir savaşa sürüklenmesini konu alan  Dr. Strangelove or: How I Learned to stop Worrying and Love the bomb (Doktor Garip aşk) filmini çekti. Film hem mizah dolu hemde ürkütücüdür. Kubrick inanılmaz  zekası sayesinde bu iki zıt unsuru hiç hissettirmeden filminde işledi.

 Her filmi, bir öncekinden farklı bir şekilde sunulan Kubrick 1968 yılında, 2001: A Space Odyssey (Bir uzay macerası) filmini çekti. Bu film  insanlığın var olduğu tarihten başlayarak yapay zekanın yükselmesine kadar geçen zamanı anlatan bir bilimkurgu filmi. Kubrick bu filmle kendi efsanesini yarattı. Eleştirmenler tarafından gelmiş geçmiş en iyi filmlerden biri kabul edilen A space Odyssey, sonradan çekilen bütün bilim kurgu filmlerine ilham oldu. 4 dalda Oscar’a aday gösterildi. Ve Görsel Efekt Oscar’ını aldı. Aynı zamanda çok sayıda ödül aldı. Film 1991 yılında Amerika Birleşik devletleri tarafından ‘Ulusal film arşivine’ alındı.

Stanley Kubrick ve Otomatik Portakal

1971 yılında A Clockwork Orange (Otomatik Portakal) filmini çekti. Şiddete meyilli gençler tarafından kurulan bir çetenin yaptıklarını konu edinen bu film Kubrick’in en önemli filmlerinden biri kabul edilir. Kubrick bu filmle sinemasal zekayı, edebi zekayla buluşturmuştur. Film ironilerle doludur.

1975 yılında Thackeray romanından uyarladığı ‘Barry Lyndon’ filmini çekti.18.yy İngiltere’sinde geçen bu film de çok rağbet gördü ve Kubrick’e  bir çok dalda ödül kazandırdı.

1980 yılında Stephen King’in romanından uyarladığı  ‘The Shining’  (Cinnet) filmini çekti. Film Jack isimli karakterin ailesiyle birlikte bakımını üstlendikleri bir otele taşınmalarını ve sonrasında gelişen olayları konu ediyor. Kubrick bu film ile sinema dünyasına farklı bir boyut kattı.

1987 yılında yönetmenliğini, yapımcılığını ve senaristliğini kendi yaptığı, Vietnam savaşını konu alan  ‘Full Metal Jacket’ filmini çekti.

1999 yılında ise ‘Eyes Wide Shut’ (Gözleri tamamen kapalı) filmini çekti. Psikanaliz ve insan ilişkilerini konu alan  film Kubrick’in kariyerinin son filmi olma özelliğini taşır. Kubrick bu  filmini tamamladıktan kısa bir süre sonra İngiltere’de öldü.