Çerçeve oranı tarihi 1909’da Thomas Edison’ın   en/boy oranının da patentini almasıyla başlar. Çerçeve oranı görüntü karesinin en boy yüksekliği oranı olarak tanımlanır ve ilk çalışmalar Eisenstein’e kadar uzanır. Kendisi de bu alanda bir standardın oluşması için büyük uğraşlar vermiştir. Birçok sinemacının “statik dörtgen” olarak tanımladığı çerçeveyi o “dinamik kare” olarak tanımlar. Bu dönemde Eisenstein, kare oranına daha yakın olan 4:3’ü savunurken Arnheim ise geniş ekran savunucuları arasındadır.

1930 yılında Hollywood Film Sanatları ve Bilimleri Akademisi 1.1.33 (4:3)’ü kabul etti ve ilk çerçeve oranı böylece standart haline getirilmiş olundu. Bu oran aynı zamanda “akademi” oranı olarak da bilindi. Sesli filmlerin yaygınlaşması ve buna bağlı olarak da film tabanına 1931’de ses kuşağının eklenmesiyle bu oran 1.37 olarak yeniden düzenlendi ve 1952 yılına kadar bu oran kullanıldı. Ayrıca bu oran televizyon yayıncılığı için de uzun yıllar kullanıldı.

Genel olarak 1950’li yıllara kadar 4:3 ekran oranı hakimdi. Bunu değiştirmek için çeşitli çalışmalar da yapılmaktaydı. Daha önce denenen ve çok da başarılı bulunmayan üç projeksiyonlu panaromik görüntüyü temel alan ve 1952 yılında geliştirilen ‘cinerama’ uygulaması oldu. Burada oldukça geniş bir ekranda periferik bir görüş açısı sağlanmıştı (3:1). Bu teknolojinin çok pahalı olması üç kamera kullanılmasından dolayı üç katı bir film maliyeti gerektiriyordu. Bundan dolayı 1963 yılında ise “cinemascope” icat edildi. Burada objektif geniş görüntüyü normal film üzerine kenarları yatay biçimde sıkıştırarak düşürüyor (anoformik objektif), gösterim sırasında da bu sıkıştırılan görüntü tekrar optik yolla açılarak normal bir görüntü elde ediliyordu. Böylece 35 mm filmleri geniş ekran görüntüleri sığdırıldı. 20th Century-Fox tarafından tanıtılan CinemaScope’nin çerçeve oranı 1:2.55 idi. Daha sonra optik ses kuşağının filme eklenmesiyle bu oran 1:2.35 olarak standartlaştırıldı.

Buna karşılık ise Vista vision isimli teknik ise Paramount Picture tarafından geliştirildi. Burada ise film dikey olarak değil yatay olarak pozlanıyordu. Bu teknikte ise çerçeve oranı 1:1.85 olarak kabul edildi ve bu aynı zamanda sinema endüstrisi tarafından da standart olarak kabul edildi.

70 mm film üzerine pozlama yapan Imax’in çerçeve oranı ise 1:1.43’dü.Çerçeve oranı üzerine bu kadar çok deneme yapılmasının temel nedeni izleyiciye daha iyi bir sinema deneyimi sunmaktı.

Zamanla geniş ekran prensibinin benimsenmesi ile de; Avrupa’da 1:1.66, Amerika’da ise 1.1.85 oranları standartlaştırıldı. DCI standartında ekran oranı ise 1.89:1’dir.

Bunların dışında birçok geniş ekran denemeleri yapılsa da en çok kullanılan oranlar hep aynı olmuştur. Ortak nokta tüm çerçeve oranlarının yatay ağırlıklı olmasıdır ki bu gözün görme biçimine daha yatkındır. Bu nedenle dikey nesneler yatay nesnelere göre daha fazla dikkat çekmektedir.

Çerçeve oranı teknik bir konu olduğu kadar aynı zamanda estetik bir konudur. Çerçeve oranı aynı zamanda kompozisyon olasılıkları üzerinde de etkilidir. Farklı oranlar farklı estetik değerlere sahiptir. Örneğin; 1930’lı yılların başlarında standart hale getirilen 1.33’lük (4:3) akademi oranı (Academy of Motion Picture Arts and Science), ikili konuşma sahnelerinde bir yakınlık özelliği sağlarken geniş ekran ise (örneğin Avrupa sinemalarında kullanılan 1.66:1)  kişiler arasında çok boşluk bıraktığından dolayı romantik etkisinin daha az olduğu belirtilir.  En fazla boş alan 2.40 da bulunur. Özellikle ikili konuşma sahnelerinde bu alan iyi değerlendirilmedir.

Geniş ekranda kişiler arası diyaloglardan daha çok manzara ve genel çekimlerde daha başarılıdır. Artık günümüzde 4:3 veya geniş ekran arasında bir seçim sorunu kalmamıştır. Tümüyle geniş ekran kullanılmaktadır. Film kullanımının getirdiği zorunluluk yani çerçeve oranını değiştirememe bugün dijital sinema sayesinde daha özgür hale gelmiştir. Çerçeve oranı genişledikçe kompozisyonda daha fazla boş alan elde edilir.