Dijital, yapı olarak analog videonun dönüştürülmesinden elde edilmektedir. Bu nedenle analog videoya değinmekte fayda vardır. Dijital’in dönüşüm için kullandığı “Analog” sözcüğü de yine Yunancadan geçen bir kelime olup “benzer” anlamına gelir. Analog sistemlerde işaret süreklidir ve işaretin istenildiği kadar ara değeri alınabilir. Analog yapıda iki değer arasında sonsuz sayıda değer bulunurken bu dijitalde sadece 0 ve 1’dir. Bu özelliği sayesinde de dijital sistemler geliştirilmiştir.

Ses ve ışık birer dalga formundadır. Teknoloji yardımıyla elektrik kullanılarak ses ve ışık kaynaklarının benzerleri oluşturulur ve bu formlar yapısı gereği benzerdir (genlik, dalga boyu ve frekans gibi) ve bu nedenle de birbirlerine çevrilebilirler. Bu sayede kayıt ve yayın işlemi gerçekleştirilebilir. Kısaca analog; sesin ya da görüntünün doğadaki biçimlerinin elektriksel olarak bir benzerini oluşturmaktır ve bu işlem baştan sona kesintisiz olarak sürer (dalga boyu). Dijital ise orijinal sinyalden örnekler alarak onu simule eder. Analog ile dijital arasındaki temel fark da buradan gelmektedir. Ses ve ışık orijinal haliyle kullanılamaz mıydı? Bu sorunun cevabı “hayır” olacaktır. Çünkü ses ve ışık yapısı itibarıyla uzak mesafelere erişemez, karşısına çıkan engeller karşısında zayıflar. İşte oluşturulan elektriksel sinyal ile çok uzak mesafelere de iletim mümkün hale gelmektedir.

Video kelimesinin kaynağı yine Latincede görme anlamına gelen video sözcüğüdür. Analog video sinyali, analog dalga formu olarak bilinir ve temelde iki türdedir;

İlki Kompozit (Color Composite Video Signal-CCVS) ikincisi ise komponent (Y, R-Y, B-Y). Bunlardan en kalitelisi komponent olmakta birlikte bu bile sinema için kullanılabilir bir yapıda değildir. Zaten sorun analog görüntünün türlerinden değil analoğun yapısından kaynaklanmaktadır.

Ekrandaki görüntünün waveformdaki video sinyali karşılığı

Analog video ilk çıktığında sinemaya rakip olamamıştır. Sinema kendi üretim tarzına devam ederek 2000’li yıllara kadar gelmiştir. Video mu pelikül mü? tartışmalarını pelikül kazanmıştır. Fakat dijitalin videoyu da dönüştürmesiyle soru yerini “dijital mi pelükül mü” sorusuna bırakmıştır. Günümüzde gelinen noktada ise bu sorunun cevabı “dijital” olmuştur. Pelikülle çalışmayı sevdiğini söyleyen yönetmenler bile bugün dijitalin egemenliğin kabul etmek zorunda kalmışlardır.

Analog videoda iki değer arasında sonsuz sayıda değer bulunur. Örneğin, 1 ile 2 arasında 1.001 den başlayıp 1.99999 a kadar sonsuz değer yazılabilir.  Ama dijitalde durum o kadar karışık değildir. Siyahla beyaz arasında sonsuz sayıda bulunan gri ton değerleri dijital ile 32, 64 gibi belirli değerlere indirilir. Hatta gri ton farkları sıfır kabul edilerek siyah ve beyaz kalabilir. Analog sinyal süreklilik arz eder. Dijitale dönüştürmek için örneklenmesi gerekir. Örnekleme frekansının da orijinal videonun en az iki katı frekansta olması gerekir. Buna ‘Nyquist Örnekleme Teoremi’ adı verilmektedir.

Analogda voltaj değerleri vardır. Örneğin video seviyesi 1 volttur. Siyah seviyesi ise 0 V’dur. Sinyal sürekli bu iki değer arasında gider gelir. Dijital videoda ise her bir voltaj seviyesine karşılık 8 bitlik değer kullanılır. Bu sayede 256 farklı basamak elde edilir. Profesyonel kameralarda bu 8 bitlik değer 14 bit ve daha da yukarısı olabilir. Bu da analog dijital dönüştürmedeki hassasiyeti dolayısıyla da görüntü kalitesini gösterir.

Bununla ilgili diğer yazımız: Analog ile Dijital arasındaki farklar nelerdir?